29/07/2015
by Semra Özer
Comments Off on HaberTürk Hayattaki Köşe Yazılarım

HaberTürk Hayattaki Köşe Yazılarım

ht

http://www.hthayat.com/yazar/semra-ozer/biyografi

TÜM YAZILAR:

http://www.hthayat.com/yazar/semra-ozer

 

Doğum nedir?

06 Temmuz 2015 Pazartesi
http://www.hthayat.com/yazarlar/semra-ozer/1030140-dogum-nedir

 

 

Sancı çekmek mi, dalgaları karşılamak mı?

13 Temmuz 2015 Pazartesi
http://www.hthayat.com/yazarlar/semra-ozer/1030237-sanci-cekmek-mi-dalgalari-karsilamak-mi

Bir doğumhane nasıl olmamalı?

20 Temmuz 2015 Pazartesi
http://www.hthayat.com/yazarlar/semra-ozer/1030334-bir-dogumhane-nasil-olmamali

Aman doğumda sorun olmasın!

27 Temmuz 2015 Pazartesi
http://www.hthayat.com/yazarlar/semra-ozer/1030335-aman-dogumda-sorun-olmasin

29/07/2015
by Semra Özer
Comments Off on Doğum ağrısı

Doğum ağrısı

11813469_971314236265298_7114793864242586739_n

“Kadınlar sezaryen istiyor çünkü doğuma katlanmak istemiyorlar” diye yapılan yorumlar üzerine…

Kimse birşeye KATLANMAK istemez, ACI ÇEKMEK için heveslenmez. İnternette “doğumda aynı anda kemik kırılıyor gibi ağrı duyarsınız” diye bir paylaşım var. Yada sık sık erkeklerin karnına ağrı verdirip, nasıl kıvrandıklarına gülmemizin beklendiği videolar çıkıyor karşımıza. Doğumda o kadar ağrı duyacak birşey varsa bile o ağrıyı karşılayacak kadar da ENDORFİN hormonu denen UYUŞTURUCU da var. Yoksa bir doğum yapan bir daha gebe kalmazdı.

Bir futbolcu kafa topuna çıkarken “Acıyacak!” diye düşünüyor mu? Tek gördüğü gole giden açı. Bilmem kaç km hızla giden bir top durup dururken kafanıza çarparsa kim bilir ne kadar acıtır. Ama motivasyon ve spor yaparken de salınan endorfin sayesinde futbolcuya sorsan AĞRI YOKTUR.

Yada futbola başlayan çocuklara ayağına, kafasına yiyeceği yüzlerce darbeyi mi anlatırlar, yoksa atacağı gollerde yaşayacağı sevinci mi?

Biz dogumda kadınlara bunu yapıyoruz işte! (Özellikle de anneanneler!) Acı, katlanma, sancı çekme diye diye kadının bebeğini kucağına almaya, bir can dünyaya getirme sevincine odaklanmasını önlüyoruz.

Sonra da durup dururken kafaya çarpan top gibi geliyor doğum!

Op. Dr. Semra Özer

______________

“Sancı çekmek mi, dalgaları karşılamak mı?” yazımın linki :
http://www.hthayat.com/yazarlar/semra-ozer/1030237-sanci-cekmek-mi-dalgalari-karsilamak-mi

Ayrıca Bakınız:
http://www.evrimagaci.org/fotograf/56/1283

16/06/2015
by Semra Özer
Comments Off on Ya bebek kakasını yapar, yutarsa? üzerine…

Ya bebek kakasını yapar, yutarsa? üzerine…

Gebelerin ve ailelerinin özellikle gebeliğin beklenen doğum tarihine ulaşması üzerine alır bir telaş:

Ya bebek kakasını yapar, yutarsa?

 

 

Bu konuyu açıklamak için önce birkaç şeyi açıklamak gerekiyor

Bebeğin kakasına MEKONYUM denir. Genelde bebek doğduktan sonraki gün yaptığı kakası koyu yeşil yapışkan bir maddedir. Mekonyumun %70-80ini su, kalanını kendi barsak epitel hücreleri, lanugo tüyleri vb oluşturur. Bebeğin içinde yüzdüğü su (yani AMNİYON MAYİİ) en yüksek oranda bebeğin idrarından oluşur. Tamamen boşalsa bile birkaç saatte tamamen tekrar oluşur. Bebek bu sıvı sayesinde hareket edecek alan bulur, dışarıdan gelen etkilerden korunur ve suyu içerek ve yutarak akciğerlerini ve midesini barsaklarını açık tutar.

Amniyon mayiinin azalmasına OLİGOHİDRAMNİ denir. Örneğin annenin kendisinin susuz kalması sonucu rahme giden kan azaldığı için amniyon mayii azalabilir. Bu annenin susuzluğunu gidermekle düzelecek kadar basit birşeydir.

BEBEK SIKINTIDA diye halk arasında söylenen şey, bebeğe gerektiği kadar oksijen gitmemesi durumudur. Bunun tıbbi adı HİPOKSİdir. Hipoksik kalma tehlikesi yaşayan bir bebek, gelen kanı hayati organlara yönlendirir. Çünkü az olan oksijeni beyin ve kalp kullansın ister. Mümkün olduğunca hareket etmez ki kaslar oksijeni harcamasın. Dolayısıyla böbreklerine giden kan azalır, bunu sonucu olarak çıkarttığı idrar miktarı azalır. Bu durum annenin yaptığı şeylerle düzelmez.

Bebekler anne karnında solunum hareketleri yaparlar ve amniyotik sıvıyı nefes gibi ciğerlerine alır ve verirler. Bu hareketler doğum başladığında prostaglandinlerin etkisiyle oldukça azalır ama az da olsa devam eder. Genelde doğum sırasında bebeğin soluk alma hareketi yapması için oksijensiz kalması sonucu nefes alma reflexinin faaliyete geçmesi gerekir. Bebekler durup dururken veya aniden oksijensiz kalmazlar. Genelde öncesinde hareketlerde azalma, NSTde bozulma vb bulgu veririler.

Bebek birçok sebeple ve her gebelik haftasında sıkıntıya girebilir. Normal gebelik süresi 38-42 haftadır. Ortalama olarak bir gebelik 9 ay 10 gün sürer. 40+0 olduğunuz gün bebeğin içeride kalabileceği son gün değildir, doğması gereken son tarih de değildir. Nasıl 37 haftadan önce olan doğuma erken doğum diyoruz ve bebeğin bazı sıkıntılar yaşaması muhtemel oluyor, 42 haftasını doldurmuş bir bebekte artık MİYAD AŞIMIndan bahsediyoruz ve bazı sorunların ihtimali artıyor. Ancak bahsedilen şey “ihtimal”dir. Başka herşey yolunda olduğu sürece sadece takvim belli bir tarihi gösterdi diye bebek kolay kolay sıkıntıya girmez. Yine de bizler 40 haftadan sonra bebeği sık sık kontrol ederiz ki oluşmaya başlamış bir sorun varsa zamanında farkedelim.

Bebeğin amniyon mayii, bebeğin mekonyumu ile bulaşırsa yeşil bir renk alır. MEKONYUMLU MAYİİ, suların hafif yeşilimtrak olması ile, gelen suyun tamamen mercimek çorbasına benzer kıvamda olmasına kadar değişiklik gösterebilir. Doğan 5 bebekten birinin suyu, mekonyum bulaşması ile hafif yada koyu yeşildir.

mekonyum

 

Bebeğin doğmadan barsaklarını neden boşalttığını tam olarak bilmiyoruz. Bunu açıklamak üzere teorik olarak 3 sebep olabileceği öne sürülmüştür:

(Bütün bunların teori olduğu ve hayvan deneylerinde ispatlanamadığı unutulmamalıdır.)

1. Sindirim sistemi olgunlaşmıştır ve çalışmaya başlamıştır. Bu en sık sebeptir. Miyadindaki bebeklerin %20si ve miyadı aşmış bebeklerin %40ı anne karnında kakasını yapar

2. Doğum dalgaları sırasında bebek başı doğum yoluna doğru itilir. Bebeğin başında basınç olması vagal uyarım ile bebekte bazı etkiler yaratır. Mesela bazı bebeklerde bu refleks ile doğum dalgaları süresince kalp atışlarında yavaşlama olur. Bu beklenen bir durumdur ve uzun süreli ve ciddi düşüşler olmadığı sürece normal kabul edilir. Aynı refleks bebeğin barsakların hareket etmesine (peristaltizme) neden olur. Bu da fizyolojik bir olaydır. Bebeğin sıkıntıda olduğu anlamına gelmez. Bebeğin başına en yüksek basınç bebek çıkarken olduğu için çoğu zaman bebek doğar doğmaz poposunda taze yapmış olduğu kakası görülür.

3. Bebeğin oksijensiz kalma derecesinde sıkıntıda olması (fetal hipoksi) teorik olarak anal sfinkteri gevşetip ve barsak hareketlerini arttırarak bebeğin kakasını yapmasına sebep olabilir. Fetal sıkıntı her zaman mekonyum ile olmaz ve her mekonyum da bebek sıkıntıda demek değildir.

Başka bir teoriye göre de bebek annekarnında sürekli kakasını yapar . Ancak amniyon sıvısı sürekli yenilendiğinden kısa süre sonra görülmez olur. Bebek sıkıntıda olduğunda suyun mekonyumlu olmasının sebebi bu teoriye göre bebeğin sıkıntıda olduğu durumlarda su devridaimi azalmasıdır. (Yukarda bahsettiğim gibi sıkıntıdaki bebekte oligohidramni oluşur)

 

Sıkıntılı doğan çoğu bebeğin suyunda mekonyum yoktur

Mekonyumlu doğan çoğu bebek sıkıntıda değildir.

Yani “MEKONYUM eşittir BEBEK SIKINTIDA” demek değildir.

Zaten sıkıntıda olduğu düşünülen bebekte bir de mekonyum varsa bu şüpheyi güçlendirir.

 

 

Bebeğin sıkıntısının belirteci olmasından hariç, mekonyumlu suyu olan bebeklerin %2-5inde mekonyumun akciğerlere gitmesi sonucu MEKONYUM ASPİRASYON SENDROMU gelişmesi ihtimali vardır. Bu durumda mekonyum varlığından çok kıvamı önemlidir. Hafif yeşil bir su akciğerden kolayca temizlenirken, kıvamlı ve yapışkan bir madde solunum yollarında tıkanıklıklara yol açabilir. Mekonyum aspirasyonu sendromu ile bebekte solunum problemleri ve enfeksiyonlarolabilir, %3-5 bebek bu nedenle hayatını kaybeder.

 

 

******

>> Bebeğin amniyon mayiinin mekonyumlu olma ihtimali 5 doğumda 1dir.

>> 100 mekonyumlu doğumda 5 bebek mekonyum aspirasyon sendromu olacaktır.

>> 100 Mekonyum aspirasyon sendromlu bebekten de 5 i hayatını kaybedecektir.

>> Yani eğer bebek kakasını yaptıysa ölme ihtimali % 0,06 yada başka ifadeyle 1667 mekonyumlu doğumda 1 dir.

Ayrıca mekonyum aspirasyonu ile sorun yaşayan bebeklerin çoğunun prematürite, hipoksi gibi ek problemlerinin de olması nedeniyle ölümlerin tek sebebi akciğere mekonyum kaçması değildir.

******

 

“Bebek kakasını yaparsa yutar ve ölür”

Bu cümleyi çoğu gebeden duyuyoruz. Beklenen doğum tarihi gelmiş (yani 40 haftasını doldurmuş) gebelerde aileleri tarafından ciddi bir kaygı sebebi oluyor. Sanki 39+6 iken herşey normal, 40+1 olunca bebek kakasını yapıp ölecek! Biraz açıklama yapınca hemen doktora soruluyor: OLMAZ MI YANİ? OLMAYACAKSA TABİİ Kİ BEKLEYELİM!

 

 

 

10931660_946907992039256_267070816374820635_o

 

Evet bebek doğmadan yaptığı kakasını yutarak ölebilir. Ama böyle bir şeyin yaşanma ihtimali 5000-6000 doğumda birdir. Kimse size bunun olmayacağını garanti edemez. Şimdi bu olasılık sizin başınıza gelse doktora demez misiniz, “neden zamanında müdahale etmedin o zaman” diye. 5000de bir de gerçekleşse bu riski alması gereken gebe ve ailesidir. Bu ihtimali kabul etmeyen gebe, doğumu suni olarak başlatma yada sezaryen amelyatı olmanın risklerini kabul etmiş oluyor, ama farkında değil. Sorumluluk almadan karar doktora bırakıldığı takdirde doktor defansif davranmak zorunda kalıyor. Yani bu tarz yersiz korkular gereksiz indüksiyonlara ve sezaryenlere sebep oluyor.

28/10/2014
by Semra Özer
Comments Off on TTT NEDİR, NE DEĞİLDİR

TTT NEDİR, NE DEĞİLDİR

TenTeneTemasta,
bebeğin TENI, annesinin TENINE tamamıyla TEMAS eder!
Kumaşa sarılı bebek yada annenin üzerindeki örtüye konmuş bebek ile TTT olmaz, sadece anne ile bebek yakınlaşmış olur.

Tenden kasıt GENİŞ YÜZEY dir. Burun buruna temas yada çene çeneye temas TTT olmaz, BBT yada ÇÇT olur. :)

Bazı sağlık çalışanlarının TenTeneTemas talep eden annelere “amelyattan çıkınca odanızda yaparsınız” dediğini duyuyoruz. TTT doğar doğmaz yapılır. Mantığı odur. Aradan mümkün olduğunca az süre geçmelidir. Hatta bazen biz çocuk doktoru muayenesini bile anne kucağında yapıyoruz.

TenTeneTemas anlık birşey değildir. Mümkün olduğunca UZUN SÜRE yapılır, hatta keşke 2-3 saat sürdürülebilecek mekanlarda doğum/sezaryen yapma imkanı olsa. 2 saniye gösterip göndermek TT”Temas” değil “koklatmak”tır.

TTT HAKTIR, TALEP EDİN
ve DOĞRU YAPILMASI İÇİN ISRARCI OLUN

Op.Dr. Semra Özer
Keşkesiz Doğum

25/09/2014
by Semra Özer
Comments Off on “Sağlıklısınız ya, daha ne istiyorsun!”

“Sağlıklısınız ya, daha ne istiyorsun!”

“Sağlıklısınız ya, daha ne istiyorsun!”
TRAVMATIK bir doğum sonrası annelere söylenen söz.
Aslında teselli etmek için söyleniyor. Halbuki öncelikle zaten travmatize olmuş anneyi daha da yaraliyor. Çünkü sağlıklı bebeği kucağında olduğu halde mutsuz olan o ve sorun da zaten o “mutsuzluk”ta. O hislere yol açan şey annenin kadirbilmezliği değil, doğumu sırasında yaşadığı CARESIZLIK HISSI. Özellikle de onamı alınmadan, aktif katılımı sağlanmadan, hatta aksini istemesine RAĞMEN bedeni üzerinde yapılanlar.
Doğum hariç herhangi bir tıbbi prosedürü birine yaparsanız ADAM YARALAMAKtan hapse girersiniz. Doktor olmanız birşey değiştirmez. Ama nedense söz konusu doğum olduğu zaman herkes bedeni icindeki yavrusunun iyiliğini anneden daha iyi bilir! Ufacık riskler abartılır, annenin istekleri doktorun düşündüklerine uymazsa hemen “bebeğini öldürmek mi istiyorsun” kartı çıkarılır. Epizyotomi istememesi “sana mı sorucam” cevabı alır. TenTeneTemas isteği “sonra evinde yaparsın” diye dalga geçilir. Bunlar yaşandığında annede oluşan değersizlik ve çaresizlik hissi o kadar derindir ki, “Sağlıklısınız ya, daha ne istiyorsun!” diyerek geçiştiremezsiniz! Bu tecavüze uğramış birine yaralanması yok diye “Sağlıklısın ya, daha ne istiyorsun!” demeye benzer. Doğum gibi güzel bir olayı tecavüzde yaşananlara benzetmek istemezdim. Ama bugün tüm dünyada çok sayıda kadın doğumdan PTSD (Post Travmatik Stress Bozukluğu) ile çıkıyor ve sebebi BEDENİ ÜZERİNDE ONAYI OLMADAN YAPILAN İŞLEMLER. Bu işlemlerin temiz bir dogumhanede ve tıbbi lisanslı personel tarafından ve sağlık adına yapılıyor olması annenin PTSD yaşamasını engellemiyor. Hatta başka durum olsa dava açıp hesabını soracak iken “Sağlıklısınız ya, daha ne istiyorsun!” denilerek susmaya zorlanıyor.
“Doktordan iyi mi bileceksin!”
“Ne olmuş sezaryen olduysa, bak ben de oldum, hem de çok rahat ettim”
“Bebeği sezaryenli halinle doğurmak istediğin için bencilsin sen!”
“Neden ağlıyorsun, ayıp!” …
Kimse annenin ne hissettiğini, ne istediğini sormuyor.

21/09/2014
by Semra Özer
Comments Off on SEZARYEN AMELİYATI İLE DOĞUMDA ANESTEZI TİPLERİ HAKKINDA

SEZARYEN AMELİYATI İLE DOĞUMDA ANESTEZI TİPLERİ HAKKINDA

Eğer bir doğum sezaryen ameliyatı ile gerçekleşecekse, ameliyat yapılacak yerde ağrı duymamak için anestezi yapılmalıdır. Sezaryen ameliyatı için yapılabilecek anestezi seçenekleri şunlardır:

1) Tamamen uyuma yani GENEL ANESTEZI
2) Belden aşağısını uyuşturma diye bilinen BÖLGESEL ANESTEZİ
Genel anestezide bilinç kapanır. Ameliyata başlarken anne uyur ve ameliyat bitince uyandırılır. Bu süre içinde olup biten hiçbir şeyi hissetmez. Verilen ilaçlar nedeniyle kendi kendine nefes alamayacağı için nefes borusuna bir tüp yerleştirilerek anne makinalar aracılığı ile soluk alıp verir.
Bölgesel anestezide ise bilinç açıktır. Annenin beline, omuriliğin yakınına verilen ilaçlar sayesinde o bölgedeki sinirler uyuşur ve beyin belden aşağısından gelen uyarıları algılayamaz. Yani ağrı duygusu kaybolur, ayakları oynatmak güçleşir ya da mümkün olmaz, ama karna dokunulduğu yada bastırıldığını anne bir miktar hisseder. Bu ağrı değildir, ancak anneye bu açıklama net yapılmazsa bu hisleri ağrı zannetmek mümkündür.               Bölgesel anestezi iki tiptir:
SPİNAL anestezi ve EPIDURAL anestezi
Spinal anestezide belde omuriliğin yakınına tek bir doz ilaç enjekte edilir ve etki hemen başlar, 2 saat kadar sürer.
Epidural anestezide sırta minik bir borucuk yerleştirilir, buradaden defalarca ilaç verilebilir. Epidural anestezi ilk yapıldığında etkisi spinal anesteziye göre geç başlar ama ek dozlar ile ameliyat sonrası da rahatlık sağlanır.
Türkiye’de genelde sezaryende ya genel anestezi ya da spinal anestezi uygulanır. Epidural anestezinin maliyeti daha çok olduğu için genelde tercih edilmez. Epiduralli normal doğumda sezaryen gerekirse mevcut borucuktan ek doz verilerek ameliyat yapılabilir.

10606303_790773060986084_8674190807359875573_n

Genel anesteziyi anneler genelde “uyuyayım, bir şey hissetmeyeyim, yoksa çok korkarım” diyerek tercih ederler. Oysa ki tüm hazırlıklar yapılana kadar olan sürede gebe uyanıktır. Bence annenin korktuğu açıdan en heyecanlı dönemi bu süreçtir. Anne hazırlıklar bitince uyutulur çünkü anneye ilaç verilip anne uyumaya başladığı zaman bebeğe de ilaç geçmeye başlar ve bebek de anestezi etkisi altına girecektir. Cilt kesisinden bebeği çıkarana kadar geçen süre uzadıkça bebeğin doğduğunda uyuşuk olma ihtimali ve derecesi artar. Genelde bu süre 1 dakika kadardır. Ancak geçirilmiş sezaryenlere bağlı yapışıklıklar varsa süre uzayabilir, ya da uzamaması için hızlıca bebeğe ulaşılmaya çalışılır, bu da annenin organlarına bir zarar gelme ihtimalini arttırır.
Psikolojik olarak ise olan şudur: “uyursunuz uyanırsınız bebek yanınızda!”. Gebe olarak uyursunuz, anne olarak uyanırsınız. Aradaki boşluk bebeği kabullenmekte sıkıntılara yol açabilir. Aslında gebeden anneliğe geçişi doğum sırasında ahenkle çalışan hormonlar sağlar. Doğum sadece bebeğin karından çıkması değildir. Doğum süreci sayesinde bir kadından da bir anne doğar. Örneğin hormonlardaki değişiklikler sayesinde anne sütü salgılanmaya başlar. Psikolojideki değişiklikler sayesinde de anne bebeğe aşık olur, onu koruma ve besleme güdüsü hisseder. Sezaryende, hele planlı sezaryen (yani doğum başlamadan evvel sezaryen) yapılırsa bu mekanizmalar işlemeyecektir. Anne bilişsel olarak bu değişimi kabullenmek zorunda kalır. “Ben az önce ameliyathaneye girdim, bebek çıkartıldı, yanıma verildi, bu bebek benim, 9 ay içimde büyüttüm, şimdi kollarımda…” Normal doğumda bu kabullenme kendiliğinden olurken sezaryende bir çaba gerektirir. Uyu-Uyan-Bebek yanında olursa bu çaba daha fazla olmalıyken, bölgesel anestezi sırasında annenin aktif katılımı olabileceği için telafi edilmesi gerekenler azalır. Hatta bebek çıkarken anne ıkındırırlır, bebek hemen (ya da çok kısa bir kontrol sonrası) annenin koynuna yatırılır, TenTeneTemas yapılırsa, normal doğum ile aradaki neredeyse tek fark bebeğin karından geçerek dünyaya gelmesi olur.
Bence sezaryen olması gerekliysebu amelyat imkanlar el verdiğince ANNEBEBEKDOSTU olmalıdır. AnneBebekDostu- Sezaryen doğum kendiliğinden başladıktan sonra yapılan, bölgesel anestezi ile annenin doğum sürecine aktif katılmasına olanak sağlayan, anne ile bebeğin doğumdan hemen sonra ameliyat bitene kadar TenTeneTemas halinde oldukları sezaryendir. Tabii ki eğer hastanenin koşulları uygun değilse sezaryen 39 haftayı doldurduğu güne planlanabilir. Tabii ki bölgesel anestezi imkanı yoksa, yada o anne için tıbben uygun değilse genel anestezi yapılabilir. Tabii ki anne ameliyatta kendini iyi hissetmiyorsa TenTeneTemas baba ile yapılabilir. Ama ne kadar normal doğumda yapılacaklardan uzaklaşılırsa o kadar telafi edilmesi gereken şey yaratılmış olur, o kadar annede depresyon olma ihtimali artar, o kadar sık emzirme problemi olur, vs vs.
Komplikasyonlara gelince. Her tıbbi işlemde bazen komplikasyonlar olur. Genel anestezi de de, spinalde de. Sizin durumunuz için geçerli olan riskleri anestezi doktorunuzla konuşabilirsiniz. Ciddi ve kalıcı komplikasyonlar o kadar nadirdir ve her iki yöntemde de eşit oranda mevcuttur ki, burada bahsetmeyeceğim. Sadece spinal anesteziden çekinme sebebi olan sonrasında yaşanan başağrısı durumundan bahsetmek istiyorum. Bazen spinal anestezi sonrası şiddetli baş ağrısı olur. Bunun sebebi iğnenin girdiği noktadan bir miktar sıvının dışarı sızmasıdır. Dik durmaktan kaçınma, bol sıvı ve kafein ile genelde 1 gün içerisinde bu durum geçer. Geçmezse anestezi doktorunun uygulayacağı bir işlemle geçer. Kalıcı sorun bırakmaz.
Spinal ya da epidural anestezi ile sezaryende hissedilen gerçekten sadece dokunmalardır. Elbette ayaklarını oynatamama yada içinizde bir şeylerin hareket ettiği hissi alışılamadık bir durumdur. Ancak bu his ağrı değildir. Normal olduğunu bilince korku da olmaz. Eğer yine de durumdan hoşlanmazsanız anestezi doktoru sizi sakinleştirebilir ya da uyutabilir. Kendim 2 kere sezaryen olmuş bir kadın doğum uzmanı olarak o hislerin yukarıda bahsettiğim faydaların yanında önemsiz olduğunu söyleyebilirim.
Benim tercihim epidural anestezi olmuştu. Hatta tıbben mümkün olmasaydı çok üzülürdüm. Hastalarım için de (özellikle daha önce sezaryenle doğum yapmış olanlar için) spinal yada epidural anesteziyi şiddetle tavsiye ediyorum.

18/08/2014
by Semra Özer
Comments Off on Müdahaleyi seçerken çok dikkatli olunmalı!

“Öncelikle normali bil. Normali bekle ve normalken asla karışma! Eğer bir patoloji oluşursa anne ve bebeği tekrar normal duruma getirecek müdahaleyi seç ve uygula. Yapılan her müdahalenin güçlü etkileri vardır ve bazen bu etki daha da fazla patolojiye yol açarak durumu normallikten daha uzağa götürebilir. Müdahaleyi seçerken çok dikkatli olunmalı!”
Dr. Frank Louwen’ın Makat geliş workshopundan Barbara Harper’ın eve götürme mesajı.

01/02/2014
by Semra Özer
Comments Off on “Sezaryen mi, normal doğum mu?” Bu anlamlı bir soru mu?

“Sezaryen mi, normal doğum mu?” Bu anlamlı bir soru mu?

540591_525749860802906_1228031492_n

Sezaryen, gelişmiş tekniği  ile çok güvenli hale gelmiş bir major abdominal cerrahidir. Varlığı sayesinde kadınlar artık doğumlarını güvenle yapabilirler, “tarlalarda doğuran” ninelerimiz gibi ne olursa olsun vajinal doğum yapmak zorunda değiller. Günümüz tıbbı prenatal muayenelerle ve doğum sırasındaki takip ile anne veya bebek için olası ya da mevcut sorunları tespit edebilecek düzeydedir. Yani günümüzde kadınlar her şeyin yolunda olduğunun kontrolünü bu işin profesyonellerine bırakıp, her türlü kaygıdan arınmış bir şekilde hormonlarının ekstazik etkisinde coşarak doğum yapabilirler.  Doğum fizyolojik bir vücut fonksiyonudur, feedback mekanizmaların kontrolünde seyrettiği sürece ağrısız ve güvenlidir. Bir patoloji söz konusu ise gerekli medikal ve cerrahi tedavi yapılarak anne-bebek sağlığı korunur. Cerrahide nasıl minival invaziv ve dokuya saygılı teknikler, en az komplikasyon oranı ile maximum terapötik fayda sağlıyorsa, obstetride de yapılacak intervensiyonlar doğru endikasyon, doğru zamanlama, minimal ve fizyolojiye saygılı pratikler ile anne, bebek ve gelecek nesiller için optimum sağlık düzeyi yakalanacaktır.

DOĞAL DOĞUMU SAVUNMAK OBSTETRİYE BÖYLE BAKMAKTIR. Sezaryeni ve diğer tıbbi prosedürleri reddetmek doğal doğumdan yana olmak demek değildir. Aksine doğal doğum ancak gebelik ve doğum konusundaki tıbbi bilgi ve imkanların varlığı, bugünkü düzeyde gelişmişliği ve ulaşılabilirliği ile mümkündür.

Bu imkanların kullanılmamasına doğal doğum değil UNASSİSTED BİRTH (yardımsız doğum) denir. Bu tip doğumda gebenin yanında tıbbi bilgi ve beceriye sahip kimse olmaz. Bu tarz doğum yapanlar özellikle Amerika’da bulunmakla birlikte istisnai denecek sayıdadır. Dünyanın başka yerlerinde yeterli ebe olmadığından hayatını kaybeden onca çocuk ve anne (ve çocuk-anne) varken planlı ve isteyerek yapılan bir yardımsız doğum radikal bir yaklaşımdır.

Öte yandan tıbbi imkanların aşırı abartılıp gerekmediği halde gebelik ve doğumlarda kullanılması tıbbın fizyolojiye saygı ve PRİMUM NON NOCERE (önce zarar verme) ilkelerine karşı gelmektir. Bu anlamda “doğal doğumdan yana olmak” tüm doktorların görevidir. Kanıta dayalı tıbbın benimsendiği mesleki platformlarda ‘’Sezaryen mi güvenli vajinal doğum mu’’ anlamsız bir tartışmadır.  Sezaryen endikasyonları tartışılabilir, belli senaryolarda hangi risklerin oluştuğu tartışılabilir, doğumun fizyolojisine uygun ortam ve gebe bilinçlenmesi ne düzeyde nasıl yapılmalı tartışılabilir. Ancak sezaryeni vajinal doğumla karşılaştırmak; hele hele sezaryeni “güvenli’’ , vajinal doğumu “tehlikeli” lanse etmek, yapılan her tür medikal ve cerrahi tedavilerin risklerini, yan etki ve zararlarını görmezden gelmek kabul edilemez. Karşılaştırma yapılabilecek tek nokta söz konusu gebelik için doğumda bir risk tespit edildiyse bu riskin o vakadaki sezaryen riskine olan oranıdır. Bir vaka için girişimler kaçınılmaz ise bu fizyolojiye en yakın olacak şekilde icra edilmelidir. Örneğin sezaryen gerektiğinde bunun imkanlar el veriyorsa doğum başladıktan sonra yapılması, ameliyat süresince anne ve bebeğin ten tene temas halinde olmaları sağlanması gibi. İmkanlar bu tarz uygulamalara yetmiyorsa, olanaklar nasıl yaratılır diye çalışma yapılmalıdır. Tıbbi doğrular imkanlara göre belirlenmez, imkanlar tıbbi doğrulara uygun şekilde ayarlanır, bütçe planlanır, eğitimler yapılır vs. Örneğin doğumda kesintisiz fiziksel ve psikolojik desteğin yararı tartışılmaz. Halbuki bugün ülkemizde obstetri Fordizm* tarzı uygulanmakta. Bu durumda “bu doğumhaneye hasta yakını alamayız, napalım” demek çözüm değildir, tabiki bu haliyle alamayız. O zaman doğumhanelerin fiziki koşullarını nasıl düzelteceğimize bakmak gerekir. 1.250.000 doğumumuz varsa 50.000 yetişmiş ebemiz var, onları nasıl efektif istihdam ederiz, onları nasıl motive ederiz acilen bunu düşünmemiz gerekir. Gebelerimizin bilinç düzeyini yükseltip doğumlarına sahip çıkmalarını sağlamalıyız. Doğurtulmaya değil doğurmaya gelen gebede fizyolojiye uygun ortam sağladığınız takdirde doğum zaten kendiliğinden ve hızla olur, ebe ve doktora sadece kenarda durup gözlem yapmak ve patoloji gelişirse müdahale etmek düşer. Sadece doğumhaneye girişi yapıldı diye suni sancı serumu takarak, spot ışıklar altında, çocuğun çıkışı için en uygunsuz pozisyon olan masada doğum yaptırtmak, vs. vs  kendi elimizle fizyolojiyi bozmaktır. Fizyolojisi bozulmuş bir doğum gerçekten anne için travmatik, bebek için tehlikeli, doktor /ebe için yorucudur. Bu nedenle çoğu sağlık çalışanı sezaryeni  “güvenli’’, vajinal doğumu “tehlikeli” algılamaktadır. Oysa tehlike doğumda değil, yapılan “overtreatment**” dadır.

Tıbbın gelişmişlik göstergesi yapılan vajinal doğum/ sezaryen oranı değil, doğumların kalitesi, anne ve bebek sağlık parametrelerindeki iyiliktir. Doğuma gösterilen saygı ve özen de, o toplumun kadına ve geleceğine nasıl baktığını gösterir.

 

Op. Dr. Semra Özer

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Keşkesiz ve Aktif Doğum Eğiticisi

 

 

*Fordizm, Henry Ford’un öncülüğünü yaptığı, üretim bandının uygulamaya konmasını içeren üretim sistemi.

** aşırı, gereğinden fazla tedavi

Fotograf : Birth Without Fear     https://www.facebook.com/photo.php?fbid=525749860802906&set=a.346548878723006.81825.108616812516215&type=3&theater

08/01/2014
by Semra Özer
Comments Off on Ten Tene Temas – Bebeğin doğumdan sonraki ilk ihtiyacı

Ten Tene Temas – Bebeğin doğumdan sonraki ilk ihtiyacı

ten tene temas ksa

En modern kuvözün bile bebeğe, anne göğsünde olmak kadar “yoğun bir bakım” sağlamadığı uzun zamandır biliniyor. Prematür bebeklerin yoğun bakım servislerindeki bakımını iyileştirmek ve bu bebeklerin kalabalık hastanelerden erken taburcu edilebilmesi için Güney Amerika’da, “skin-to-skin care” (ten tene temas ile bakım) ya da diğer adıyla kanguru bakımı geliştirildi.

Ten Tene Temas (TTT) aslında olması gereken doğal sürecin kendisidir. Hastanelerdeki alışılageldiği gibi bebeğin doğar doğmaz kordonunun kesildiği ve ısıtıcının altına yerleştirildiği uygulamadan farklı olarak, basitçe bebeğin çıplak olarak annenin çıplak göğsüne yerleştirilmesi, kuru ve sıcak tutmak için battaniye ile örtülmesidir. İdeal olarak Ten Tene Temas doğumdan hemen sonra veya kısa bir süre sonra başlar. Bebek ilk emzirilmesi bitene kadar kesintisiz olarak anne göğsünde kalır.

Özellikle vurgulanması gereken nokta, bebeği annenin elbisesi veya bir havlu üstüne koymak, giyinik ya da bir beze sarılmış haldeki bebeği anneye vermek ya da sadece yanak yanağa birkaç saniyeliğine anneyle bebeği buluşturmak Ten Tene Temas DEĞİLDİR.

Moore, Anderson ve arkadaşlarının 2012 yılında yayınladıkları 34 randomize kontrollü çalışmanın meta analizde, doğumda TTT yapılan bebekler ile rutin hastane bakımı yapılan bebekler karşılaştırılmış ve 3. ve 6. ayda sadece anne sütü ile beslenme oranının TTT yapılan bebeklerde 2 kat fazla olduğu tespit edilmiş. Rutin olarak anne ile bebeğin birbirlerinden ayrılmasının birçok risk içerdiği tespit edilen çalışmada TTT yapılan doğumlarda

Annenin: 3. günde meme angorjmanı/ağrısının daha az olduğu 3. günde daha az anksiyete yaşadığı

Bebeğin İlk emzirmede daha etkili emdiği 12 kat daha az ağladığı Kalp atışı, solunum ve vücut ısısının daha sabit olduğu Kan şekerinde anlamlı bir yükseklik olduğu görülmüş

 

TTTnin faydası o kadar nettir ki Dünya Sağlık Örgütü 2003’den beri bebeğin kilosu, gebelik haftası, doğum şekli, klinik durumu ne olursa olsun TÜM YENİDOĞANLARIN TTT bakımı almalarını öneriyor. Normal ve sorunsuz bir doğumda ve sezaryende bebek ile anne arasında Ten Tene Temas sağlamak aslında olması gerekendir. Ailelerin bugün kendileri için TTT’ı talep etmeleri gerekmektedir. Ancak en kısa zamanda doğumhanelerin ve ameliyathanelerin TTT’ı rutin bir uygulama haline getirmeleri yeni nesillerin sağlığı için şarttır.

Kaynaklar: Moore, E. R., G. C. Anderson, et al. (2012). “Early skin-to-skin contact for mothers and their healthy newborn infants.” Cochrane Database Syst Rev 5: CD003519. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22592691 http://evidencebasedbirth.com/the-evidence-for-skin-to-skin-care-after-a-cesarean/

Yazar: Dr.Semra Özer (Kasım/2013)

Dr. Hakan Çoker’den Not: Kurslarımıza TTT’ın önemi yeterince vurgulandığından, kurslardan sonra bunu talep eden aileler bu tercihlerine kavuştular. Doktorunuzdan veya ebenizden doğumdan hemen sonra, tıbbi acil bir sorun yoksa, bebeğinizin doğrudan kucağınıza verilmesini ve ilk kontrollerinin de orada yapılmasını talep edin. Bakım adı altında başka bir odaya götürülmesi yerine mümkün olan en uzun süre kendi göğsünüzde kalmasını ve ilk emzirmenin de orada gerçekleşmesini isteyin. Bunu yaptığınızda bebeğinizin kendiliğinden memeyi bulduğunu ve emmeye başladığını göreceksiniz. Yeter ki talep edin ve bebeğinize bu yeteneğini göstermesi için fırsat ve süre tanıyın.

http://www.dogumakademisi.com/makaleler/165-ten-tene-temas-bebein-doumdan-sonraki-ilk-ihtiyac